“The Great Masters” Sergisi açıldı

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Arter Tasarım’ın gerçekleştirdiği Türkiye’nin ilk interaktif sergisi, Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde 31 Temmuz’a kadar ziyarete açık olacak.  

Sanatla dost Vestel’in ana sponsorluğunda Türkiye’ye getirilen ve üç büyük usta üzerinden yola çıkarak 16. Yüzyıl İtalya’sını ve Rönesans’ı anlatan “The Great Masters” Sergisi, kapılarını sanatseverlere açtı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Rektörü Prof. Yalçın Karayağız, Vestel Pazarlama Genel Müdürü Timur Tuncer, küratörler Alessandro Vezzosi ve Prof. Francesco Buranelli, Arter Tasarım Kurucu Ortağı Hakan Elbir ve Tuğçe Gündüz’ün katıldığı basın toplantısında hem sanatçı, hem bilim insanı olarak insanlığa sayısız eser bırakan üç büyük dehanın İstanbul’la ilgili bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış projeleri ortaya kondu.

SERGİ AVRUPA’DA İLK KEZ İSTANBUL’DA

Arter Tasarım Kurucu Ortağı Hakan Elbir, “The Great Masters”ın Türkiye’nin ilk interaktif sergisi olduğunu ve Avrupa’da ilk kez İstanbul’da sanatseverlerle buluştuğunu söyleyerek “Sergide, dönemin en önemli keşifleri olan perspektif, anatomi ve ayna farklı deneyimlerle ziyaretçiyle buluşuyor” dedi. Elbir, “Bu sergi sanatseverlere hiçbir yerde yaşayamayacakları bambaşka bir deneyim sunacak. Ziyaretçiler, Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ndeki eserlerini, Davud heykelini, Leonardo’nun Son Yemek freskini, anatomi çalışmalarını, Vitrivius İnsanı’nı, Raphael’in birçok resmini ve Atina Okulu freskinin detaylarını modeller, dokunmatik ekranlar ve interaktif sistemler vasıtasıyla inceleme fırsatı bulacak” diye konuştu.

“LEONARDO İSTANBUL’U ÖNEMSİYORDU”

Böyle önemli bir serginin MSGSÜ’nün tarihi bir mekânında yapılmasından çok memnun olduklarını belirten MSGSÜ Rektörü Prof. Yalçın Karayağız, Türkiye’nin sanat eğitimi veren ilk ve en köklü sanat okulu olarak, Rönesans ustalarına ev sahipliği yapmaktan onur duyduklarını söyledi. Serginin hem Türkiye hem dünya sanat tarihi açısından önem taşıdığını belirten Karayağız, sözlerine şöyle devam etti: ““Övünç ve gururla belirtmeliyim ki, böyle bir buluşma dünyada ancak burada gerçekleşebilirdi. Leonardo’nun eskizleri arasında şu an içinde bulunduğumuz yapının neredeyse tam bir örneği yer alıyor. Sanatçının kendisiyle hemen hemen yaşıt olan Tophane-i Amire binasını görmediği bir gerçek. Ancak 16. yüzyılın hemen başlarında, İstanbul için tasarım ve projeler yapması, Osmanlı padişahıyla temas kurması onun burayı ne denli önemsediğini ortaya koyuyor. Bu, Rönesans sürecinde henüz doğu-batı ayrımının olmadığının da göstergesidir. O nedenledir ki, dönemin Osmanlı sanatçı ve mimarlarının çalışmalarından örneklere de sergide yer veriyoruz.”

“TÜRKİYE’NİN İLK İNTERAKTİF SERGİSİ”

Serginin ana sponsoru Vestel Pazarlama Genel Müdürü Timur Tuncer, Rönesans’ın 3 büyük ustasını İstanbul’da ağırlamaktan büyük mutluluk duyduklarını belirtti. Tuncer, “Sanatla dost Vestel’in ana sponsorluğunda ülkemize getirilen Türkiye’nin ilk interaktif sergisinin büyük bir hayranlık ve ilgiyle karşılanacağına inanıyoruz. Sergiye sponsorluğumuzun yanı sıra, interaktif ekranlarımız ve sunduğumuz dijital gösterim olanağımızla izleyicilerin sergiden alacağı keyfi artırmayı hedefliyoruz. Vestel’in sanata verdiği destek, önümüzdeki dönemde de sürecek” dedi.

LEONARDO’NUN “SON YEMEK”İ, MICHELANGELO’NUN “SİSTİNE ŞAPELİ”, DOKUNMATİK EKRANLARDA



Michelangelo'nun Sistine Şapeli

İnteraktif sergi kavramını açıklayan Hakan Elbir, Leonardo’nun “Son Yemek” eseri ve Michelangelo’nun Sistine Şapeli üzerinden bilgi verdi: “Dünyanın en ünlü resimlerinden olan “Son Yemek”, sergide gerçek ölçüsünde ziyaretçi ile buluşuyor. Ziyaretçiler eserin önüne yerleştirilen göz izleme cihazı ile ‘Genel izleyici ile aynı yere mi bakıyorum?’ ya da ‘Leonardo tabloyu yaparken neyi görmemizi istedi?’ sorularına cevap bulabiliyor. Dokunmatik ekranlar, dönemin olağanüstü zor koşullarında yaratılmış Sistine Şapeli’nin tavanını detaylı inceleme fırsatı sunuyor. Ziyaretçiler dinin bu dönemdeki önemini ve Michelangelo’nun 3 yıllık serüvenini yakından izleyebiliyor.”

“SERGİ İSTANBUL’DA YERELLEŞTİ, DÖNEMİN OSMANLI’SI DA EKLENDİ”

Hakan Elbir, yurtdışından Türkiye’ye gelen sergilerin yerelleştirilmesine inanan bir tasarım firması olarak, sergiye MSGSÜ işbirliğiyle yeni bir bölüm eklendiğini ve 3 büyük dehanın çağdaşları olan Osmanlı sanatçıları ve mimarlarından örneklere yer verildiğini belirtti. Leonardo Da Vinci müzesinin kurucusu İtalyan küratör Alessandro Vezzosi ise Da Vinci’nin İstanbul’a özel projeler önerdiğini belirterek “Leonardo 3 Temmuz 1503’da Sultan II. Bayezid’e gönderdiği mektupta İstanbul için Haliç üzerinde tek kemerli bir köprü ile İstanbul - Pera arasında bir köprü tasarlamış, ayrıca rüzgâr değirmenleri ve yenilikçi hidrolik cihazlar imal etmeyi teklif etmiş. Sergide bu mektup ve mektupta söz edilen Galata Köprüsü’nün modeli de görülebilecek” dedi.  

Sergide ayrıca Pace Çocuk Sanat Merkezi'nin 5-14 yaş grubu ve yetişkinlere yönelik renkli ve yaratıcı atölye çalışmaları da bulunuyor. Atölyeye katılan çocuklar kendi eserlerini yaratabiliyor, keşfedebiliyor ve ellerini kirletmenin hazzını yaşıyor.  Aynı alanda yetişkinler için de özel programlar sunuluyor.

Serginin destekçi kuruluşlarından Koleksiyon, Doğuş Yayın Grubu, Hürriyet ve Radikal'e' de teşekkür eden Elbir, “Alanlarında fark yaratan kurumlarla böylesine bir sergiyi hayata geçirmek oldukça keyifliydi” dedi.

31 Temmuz’a kadar açık kalacak sergi kapsamında Tophane-i Amire açık hava sinema alanında her Cumartesi saat 20.00'de National Geographic Channel'in katkılarıyla dönemle ve üç büyük ustayla ilgili ücretsiz belgesel gösterimleri de yapılacak.


"LEONARDO İSTANBUL'DAN İLHAM ALDI"

Küratör Alessandro Vezzosi konuşmasında Leonardo, Michelangelo ve Raffaello’nun İstanbul ve Türkiye ile ilişkilerinden bahsetti.

Vezzosi, “Bugün sizlerle ünlü deha Leonardo, Michelangelo ve Rafael’in Türkiye ile ilgili hiç bilinmeyen ilişkilerinden söz edeceğim. Gelecekte yeni araştırma ve incelemelere açık nitelikte, şaşırtıcı, tutku uyandırıcı ve tematik açıdan iç içe geçmiş bu bulgular birçok belgeye dayanmaktadır. Bu belgeler olmasa bunlara inanmak oldukça güç olurdu diye düşünüyorum” dedi.

Vezzosi Leonardo Da Vinci’yle ilgili bilgileri şöyle sıraladı;


Leonardo'nun Galata Köprüsü

Leonardo’nun doğduğu 1452 senesi ve Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethettiği 1453 senelerinde Floransa ve İstanbul arasında sıkı ve hızlı bağlantılar vardı. Floransa’ya İstanbul pazarından birçok şeyin yanı sıra, köle de geliyordu.  Bu dönemlerde gelen “Köle Caterina” nın Leonardo’nun annesi olma ihtimali yüksek.

Leonardo’nun İstanbul ile Pera arasındaki köprü tasarımı ve Padişah II. Beyazıt’a gönderdiği 3 Temmuz 1503 tarihli mektubunun (Topkapı Sarayı arşivlerinde saklanan) çevirisi günümüzde yeniden yorumlanınca şaşırtıcı sonuçlar görülebilir.

Fakat en çok gürültü koparan yenilik, Leonardo’nun, Haliç üzerinde, yaklaşık 233 metre uzunluğunda ve sudan yaklaşık 40 metre yüksekliğindeki köprü tasarımıdır.

Mimari açıdan, İstanbul’daki Ayasofya ve Galata’daki Ceneviz kulesi, Leonardo dahil, o dönemin diğer önemli sanatçılarına (Bramante, Giuliano da Sangallo) ilham vermiş ve referans olarak alınmış.

Leonardo tarafından tertiplenen saray şenliklerinde, kendisine “Büyük Türk” denen Sultan’ın elçi ve hatipleri önemli roller alır ve bu kişilere, hepsi Türk usulü giyinip kuşanmış süvariler eşlik eder.

Vinci gibi bir dehanın, rüzgâr değirmenleri ve yenilikçi hidrolik cihazlar imal etmeyi teklif etmiş olması dikkat çekicidir.

Leonardo aynı zamanda, Anadolu’ya gitmek için 700 ila 3000 metre genişliğinde ve 30 ila 120 metre yüksekliğinde, Boğaz’ın iki yakası arasında bağlantıyı mümkün kılmak için yapılacak iner-kalkar bir köprüden söz etmektedir.

1500’lerin ilk yıllarında, Leonardo Doğu’ya doğru yolculuk yapmayı hayal eder.  Hayalinde canlandırdığı  “bir kuyrukluyıldıza benzeyen”  ve “hayret verici, tehlikeli bir harika” oluşturan Toros Dağları’nın ihtişamını anlatır. 

Karadeniz ve Ege Denizi arasında yer alan Boğaz’daki akıntılarla ilgilenir.

Türk hamamına benzeyen bir buhar banyosu tasarlar ve “Türklerin yaz içeceği” olan gül suyundan söz eder.

Vezzosi Michelangelo’yla ilgili bilgileri şöyle sıraladı;

Michelangelo'nun Davud heykeli


1506 yılında, Sultan Beyazıt İstanbul ile Pera arasında bir köprü yapmak ve başka işlerde kendisinden yararlanılmak için Michelangelo’yu İstanbul’a davet eder. 

1519 yılında Floransa’lı tüccar Tommaso di Tolfo, Michelangelo’yu büyük kazanç ve şeref edinmek üzere yine Türkiye’ye davet eder. Michelangelo’ya yazdığı mektubunda pek çok anlamlı ayrıntıyı açığa vurur ve yıllar önce şartların nasıl elverişsiz olduğunu hatırlatır: Özel olarak Venedik’ten getirttiği Gentile Bellini’ye portrelerini ısmarlayan Fatih Sultan Mehmet’in aksine Sultan II. Beyazıt’ın resimlerden hoşlanmadığını söyler.
Araştırmacılar, Türk atına olan hayranlığı ve meşhur “sarıklı portre” eserinin Michelangelo’nun Türkiye ile yakından ilgilendiğini gösteren izler olduğunu söylüyor.
1616 ila 1620 yılları arasında, önemli bir Floransalı ressam olan Giovanni Bilivert, “Türk elçileri, Michelangelo’yu İstanbul’a gelmeye davet ediyorlar” başlıklı büyük yağlıboya resmi yapar.

Vezzosi Raffaelo’yla ilgili bilgileri şöyle sıraladı;

Eserlerinde, Kilise ve Papaların irade ve talimatlarına riayet etmeye daha çok özen gösteren Raffaello (1483-1520), Aziz Paulus’tan Aeneas’a, Constantinus’un hayatının safhalarından Ostia savaşına uzanan muhtelif temaları resmederken Türkiye’ye dolaylı bir biçimde yaklaşmıştır. Ressam, özellikle  Atina Okulu resminde, Michelangelo’yu Efes’li Heraclitos olarak tasvir etmiştir.

Beraber çalıştığı meslektaşlarından biri olan Agostino Veneziano, 1535’te Sultan Süleyman’ın üç portresini çizmiştir.